Yeme bozukluğuna sahip olan bireyler, kilo almaya karşı yoğun kaygı duyarken kilo vermeye yönelik aşırı uğraş içindedirler. Kilo vermek için kısıtlı yeme veya aşırı egzersiz yapma görülebilir ayrıca bu kişilerin yeme davranışlarında kilo almamak için kendini kusturma gibi şiddetli bozukluklar bulunur.

Yeme davranışları üzerinde kontrol sağlayamayan bu kişiler, benzer koşuldaki çoğu insandan daha fazla yerler ve gerçek kilolarını çarpıtılmış değerlendirme eğilimindedirler. Bozulmuş beden algılarından dolayı vücutlarını normalden daha şişman ve biçimsiz bulmaktadırlar. Kilolarıyla ilişkili değişen özsaygıya sahiptirler yani özsaygıları düşündükleri kilo ile ilişkilidir.

Yeme bozukluklarının fiziksel ve psikososyal boyutları vardır. Psikolojik gerekçeler bedende ülser gibi yıkıcı etkiler ortaya çıkarabilir. Yani bedende de belirtileri vardır. Dolayısıyla tedavi için sadece psikolojik tedavi yeterli değildir, medikal tedavi de gereklidir.

Yeme bozuklukları için kültürün güzellik anlayışı ve bedene yükledikleri anlam önemlidir. Kişi belli bir kilonun üzerinde olduğunda başkalarının gözünde aptal olacağı, kabul edilmeyeceği, diğerleri tarafından güzel veya çekici bulunmayacağını düşünür. Yeme bozukluğu olan kişiler bu kriterleri sağlayabilmek için yoğun çaba harcamaktadırlar.

Anoreksiya Nervoza (AN)

Anoreksiya Nervoza bozukluğu olan kişiler kilo almaktan ya da şişman olmaktan aşırı korkmaktadırlar. Bundan dolayı devamlı enerji alımının kısıtlaması ya da kilo alımını bozan devamlı davranışlar sergilenmektedir. Kilo alımı reddedildiği için tıbbi bir nedeni olmadan kilo kaybı yaşanır. Bu kişiler beden şeklini algılama bozukluğu yaşarlar.  Beden algılarındaki bozulmadan dolayı normal kilonun altında olduklarını inkâr edebilmektedirler.

Anoreksiya Nervoza bilinçlidir çünkü kişide kilo alırsa başkası tarafından dışlanacağı, kimse tarafından beğenilmeyeceği düşüncesi vardır. Genellikle yeme davranışları farklı olduğu için başkalarının yanında yemek yemekten çekinirler.

Yaşam olayları Anoreksiya Nervoza’da tetikleyici olabilir. Yeme kısıtlaması, mensturasyon düzensizliğine (Amenore), kalsiyum eksikliğinden kaynaklanan kemik erimesine (Osteoporoz) ve Osteoporoz öncesine (Osteopeni) neden olur.

Bulimiya Nervoza (BN)

Bulimiya Nervoza’da kişi önce kendini aç bırakır sonra yineleyen tıkınırcasına yeme nöbeti (kısa sürede, çok kalorili yiyecekler) geçirir. Yemeden sonra kilo alımını önlemek adına aşırı egzersiz ya da diyet, kusma gibi uygunsuz dengeleyici davranışta bulunur. Tıkınırcasına yeme atakları genelde gizli ve planlı şekilde olur. Tıkınmanın başında kişi rahatlama hissetse de sonrasında suçluluk ve tiksinti oluşur. Besin kısıtlamayı devamlı hale getirmeyi başaramadıkları için Bulimik hastalar genelde normal kiloda olurlar. Anoreksiya Nervoza’ya göre Bulimiya Nervoza’da tıbbi belirtiler daha azdır.

Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu (TYB)

Tıkanırcasına yeme, belli bir zaman diliminde, benzer koşullar altındaki çoğu insandan daha fazla miktarda, kontrolsüzce yemek yemedir. Bu kişiler kontrolleri dışında yemek yediklerini söylerler ve genellikle kiloludurlar. Ayrıca kişi aç olmasa da sürekli yeme davranışı gösterir ve kusma gibi telafi edici davranışlarda bulunmaz. Aynaya bakmak gibi tedbir davranışlarında bulunmazlar.

Yeme Bozukluklarının Epidemiyolojisi

Yeme bozuklukları her iki cinsiyette etkili olmasına karşın kadınlarda erkeklere göre belirgin olarak daha fazla gözükmektedir. Ergenlik dönemi başları risk teşkil etmektedir. AN ve BN yaşam boyu yaygınlığı %1 olarak bildirilmektedir ve ergen kızlar ve genç kadınlar arasında oldukça yaygındır. Anne ile iletişim özellikle ergenlik döneminde önemlidir.

Ülkemizde yapılan çalışma sonucuna göre BN yaygınlığı %0.63 ve TYB yaygınlığı %0.81 oranında iken AN yaygınlık oranı araştırma örnekleminde saptanmamıştır. Yeme bozukluğu tanısının kadınlarda, erkeklere kıyasla %88,2 oranı ile daha sık görüldüğü bulunmuştur

Yeme Bozukluklarının Etiyolojisi

Kendini şişman olarak görme, bozulmuş beden algısı, şişman olmaktan veya kilo almaktan aşırı korkma ve incelme konusunda aşırı takıntılı düşüncelere sahip olma temel özelliklerindendir. Yeme bozukluklarının oluşumunda farklı derecelerde gelişimsel, genetik, sosyokültürel, ailesel, bilişsel, psikodinamik gibi çeşitli faktörlerin etkisi vardır.

Genetiğin yanı sıra olumsuz çocukluk çağı deneyimleri, fiziksel ve cinsel istismar, kayıp, ebeveynlerin boşanması gibi travmatik yaşantılar; stres verici yaşam olayları da çevresel risk faktörleri olarak yeme bozukluklarında etkili olmaktadır. Kişinin aile çevresi, aile işlevi ve ebeveynlere ilişkin algısı da yeme bozukluklarının gelişimi için risk faktörüdür. Yeme bozukluğu için ebeveynler, verdikleri bakım, ilgi, yakınlık, şefkat, çocuğun taleplerine ve ihtiyaçlarına karşılık verme, iyi aile işlevi sergileme, iyi iletişim kurma ve benzeri parametreler risk faktörü olarak değerlendirilmektedir.

Literatürde yeme bozukluğu olan kişilerin ailelerinde; duygusal olarak uzak olma, aşırı koruyuculuk, mükemmeliyetçilik, kontrol, izolasyon, duygusal ifadenin bastırılışı, uzak ve reddedici tutum özellikleri gösterdiği yer almaktadır. Bundan dolayı kendilerini kanıtlama, ifade etme ve onay alma mekanizmalarını, fiziksel özellikleri üzerinden sağlamaya çalışabilmektedirler. Bunların yanı sıra ailenin beden ağırlığı ve biçimi ile ilgili eleştirileri bozulmuş yeme örüntüleri ile ilgili olabilmektedir.

Yeme Bozuklukları Tedavisi  Yeme bozuklukları tedavisinden pek çok farklı psiko-sosyal müdahale etkili olmuştur. Görünür davranışlardaki bozulmalardan dolayı BN, TYB ve AN tedavilerinde Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) sıkça başvurulan bir yöntemdir. Aynı zamanda temelinde yatan nedenler için psikanalitik yaklaşım ku