Öfke toplumumuzda kınanan bir duygu olmakla birlikte sevinç, neşe ve üzüntü kadar doğal bir duygudur. Hoşnut olunmayan durumlarda hissedilen bu duygu insanın doğuştan beri sahip olduğu bir duygudur aslında. Öfke kontrolü çocukluk çağında başlar ve beyin ön bölgesinin bir işlevidir. Kötü çocukluk çağı yaşantıları ve yanlış tutumlar çocuklarda öfke kontrolünü bozar. Öfke Kontrol Bozukluğu yaşayan bireylerde mutluluk hormonu adı verilen serotonin hormonunun çalışmasında da bir sıkıntı olduğu bilinmektedir.

Öfke kontrol bozukluğunu veya öfke problemlerini yaşayan insanlar yalnızca sıkça ve normalden fazla öfkelenen insanlar değil, aynı zamanda hiç öfkelenmiyormuş gibi gösterip olayları hep içine atan, kimseye tepki gösteremeyen, tepkisini içine atan ve genelde hayır diyemeyen kişilerdir. Bu insanlar öfkelendiklerinde gözleri kimseyi görmez ve devamında olaylar içinden çıkılamayacak bir hal alabilir. Öfke durumlarında genellikle ortaya çkan bedensel tepkiler ise şöyle sıralanabilir; kişinin kan basıncının artması ve kalp atışlarının hızlanması, nefes alıp vermede düzensizlik, aşırı stres ve gerginlik hali, tartışma sırasında kişiye veya herhangi bir nesneye yönelik şiddet uygulanması.

Öfke kontrolünü sağlamak ile ilgili yaklaşımlar psikoterapide en çok kullanılan yöntemlerdir. Bu yaklaşımlarda kişinin var olan öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi amaçlanır. Bu tür çalışmalar oldukça yarar sağlamaktadır. Ancak terapinin hedefi kişinin öfkesini gerekli durumlarda gerektiği kadarıyla gösterebilme becerisini kazandırmaktır. Yani sağlıklı öfke duygusunu yaşamasını amaçlamaktadır. Psikoterapi ile öfke problemlerini aşmak oldukça mümkündür. Ancak yegane durumlarda da ilaç tedavisine başvurulması gerekebilir.