Korku, şimdi ve burada odaklı, uyaranı belli olan ve kaygı bozukluklarında merkezi tekil histir. Aniden ortaya çıkan sinir sisteminin harekete geçmesi ile canlının yaşam devamlılığını sağlar. Korkunun nedenleri acı/ağrı ya da ani yaklaşma/yakınlaşma gibi doğal kaynaklıdır. Kaygı ise yaşam boyu deneyimlenen, bireylerin gelişimi sırasında koruyucu ve uyumsal işlevi olan normal bir duygudur. Kaygıda korku hissi merkezidir ve gelecek odaklı duygudurumdur. Kaygının kaynağı iç dünyadır.

Kaygı bozukluğu, yaygın ve sürekli bir biçimde ortaya çıkan korku ve kaygı belirtileridir. Bu durum belirgin sıkıntı ve işlev kaybına neden olur. Kaygı bozukluğu yaşayan bireyler, daha olumsuz kişilerarası ilişki tarzına sahiptirler ve daha fazla öfke ve öfkeyle ilişkili davranışlarda bulunmaktadırlar. Aşırı düzeyde kaçma ve kaşınma belirtileri gösterirler. Solunum veya kalp-damar sistemi belirtileri gibi bedensel/somatik, endişeler veya kontrolü yitirme düşüncesi gibi bilişsel ve kaçınma veya huzursuzluk gibi davranışsal alanlarda bozulmaya neden olur ve sıklıkla kronik bir gidişe sahiptir. Bu durum süreğen ve tekrarlayıcıdır.

Kaygı Bozukluklarının Sınıflandırılması

Ayrılma Kaygısı Bozukluğu

Kişinin bağlandığı insanlardan ayrılmasıyla ilgili, gelişimsel olarak uygun olmayan ve aşın düzeyde ve süreklilik gösteren bir kaygı ya da korku duymasıdır.

Seçici Konuşmazlık (Mutizm)

Başka durumlarda konuşmasına rağmen, konuşması beklenen okul gibi toplumsal durumlarda, sürekli olarak konuşamıyor olmasıdır. Bu konuşamama hakim dili bilmemem veya o dilde rahat konuşamama ile ilgili değildir.

Özgül Fobi

Kişinin, özgül bir nesne veya durumla ilgili olarak belirgin bir korku ya da kaygı duymadır. Fobi nesnesinden veya durumundan kişi etkin bir biçimde kaçınır ya da yoğun korku veya kaygı içinde buna katlanır. Özgül nesne veya durum uçağa binme, hayvanlar ya da iğne yağılması gibi durumlar olabilir.

Sosyal Kaygı Bozukluğu

Bireyler sosyal etkileşim içine girdikleri kiler üzerinde etki bırakmak isterler. Eğer, bu sosyal etkiyi sağladıklarından emin olmazsa kişi sosyal kaygı yaşayabilmektedir. Kişilerin belirli düzeyde yaşadıkları sosyal kaygı kabul edilebilir ve gelişimsel olarak da önemlidir. Ancak çok yüksek düzeydeki kaygı bireyin uyumunu ve günlük hayattaki sosyal işlevlerini de bozmaktadır. Bu da kişinin sosyal hayat kalitesinin bozmaktadır.

Panik Bozukluk

Panik bozuklukta ani ve açıklanamayan panik atak nöbetleri ile kendisini gösterir. Panik atak nöbetlerinde kişinin, ölüm korkusu, kontrolü kaybedeceği, beyin kanaması ya da felç geçireceği ile ilgili düşünceleri vardır. Ayrıca kişi; çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı, boğulma hissi, göğüs ağrısı ya da baş dönmesi gibi fiziksel belirtiler gösterir. Panik bozukluk, yeti yitimlerine neden olan, genelde kronik bir şekilde seyreden ve başka hastalıklarla beraber görülebilen bir bozukluktur.

Panik bozukluğu nüfusun % 1-3’ ünde görülür ve kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazladır. Panik bozukluğu hayatın akışı içinde herhangi bir zamanda gelişebilir ancak ortalama başlangıç yaşı yirmili yaşların ortalarıdır.

Agorafobi

Panik atağının ya da panik benzeri belirtilerin (kaygı belirtilerinin, örn., aniden baş dönmesi ya da diyare olacağı endişesi gibi) ortaya çıkması durumunda yardım sağlanamayabileceği ya da kaçmanın zor olabileceği ortam ve durumlarda bulunmaktan endişe duymak, agorafobidir.

Agorafobide bireyler; otobüs, uçak gibi toplu taşıma araçlarını kullanma, otopark, köprüler gibi açık yerlerde bulunma, mağaza, sinema gibi kapalı yerlerde bulunma, sırada bekleme ya da kalabalık bir yerde bulunma ve tek başına evin dışında olmadan belirgin korku ya da kaygı duyarlar.

Yaygın Kaygı Bozukluğu

Genellikle küçük şeylere üzülen, sürekli bir korku içinde olan, olabileceğin en kötüsünün başlarına gelebileceğini bekleyen, sürekli kaygı içindeki kişilerdir. Kişi bu kaygılarını denetlemede zorluk çekmektedir. Ayrıca bu kaygıya kaslarda gerginlik, odaklanmada zorluk, çabuk yorulma, uyku bozukluğu gibi belirtiler eşlik edebilir.

Etiyoloji

Kaygı bozukluklarının etiyolojisine genel olarak bakıldığında; genetik, ailesel geçiş, mizaç, nörokimya, nöroanatomi, model alma, çevresel faktör gibi pek çok alan kaygı bozukluğu etiyolojisinden sorumlu tutulmaktadır.

Epidemiyoloji

Gençlerin yaklaşık %10’u kaygı kriterlerini karşılamaktadır. Kaygı bozukluğunun bir yıllık görülme oranı %13 kadar yüksektir olabilmektedir. Yaşam boyu sıklık %25 civarındadır.  Çocuk ve ergenlerde kaygı bozukluğunun görülme sıklığı %15-31 olarak bulunmuştur. Ülkemizdeki yapılan araştırma sonuçlarına göre çocuk ve ergenlerde kaygı bozukluğu oranı %15-45 arasında bulunmuştur.

Kaygı Bozukluğu Tedavisi

Kaygı bozukluklarının tedavisinde sıklıkla Bilişsel Davranışçı Terapi’lerden (BDT) yararlanılmaktadır ve BDT’nin hem kaygı belirtilerinin azaltılmasında hem de kaygı bozukluklarının tedavisinde etkili olduğu ve bu etkilerin kalıcı olduğu belirtilmektedir.